• DOLAR
    6,2889
    % 1,51
  • EURO
    7,3959
    % 1,11
  • ALTIN
    241,8489
    % -0,93
  • BIST
    97.297,95
    % 1,22
Miyase Doğru
Miyase  Doğru
miyasedogru@akademikkaynak.com
İyi ki Öğretmenim!
  • 197
  • 30 Nisan 2018 Pazartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

‘Büyünce ne olmak istiyorsun?’

‘Ben Öğretmen olacağım.’

Olmak istiyorum değil, olacağım dedim. Kendimden emin bir şekilde… Bir gün tahtaya yüzü dönük olup dersi dinleyen değil, yüzünü öğrencilere dönen bir öğretmen… Hayalimden asla vazgeçmedim. Çoğu okuyan, içinden belki de ne basit hayal diyordur. Ancak benim öğretmenlikten beklentimi bilse düşüncesinden utanırdı. İşte bu yüzden yazıyorum. Öğretmenlik en kutsal meslek vs vs değil sadece ‘Unutma bir doktor bile bir öğretmenin eseri’ de değil. Öğretmen hayata ışık tutan bir Melek benim gözümde. Öyle bir ışık ki değerlendirmesini bilenin yolunu sonsuza kadar aydınlatır. Bir öğretmen ki hayatın anlamını buldurtur ve iç mutluluğa götürür.İşte benim gözümde öğretmenlik.

Eylül 1999’da başlayan öğrencilik maceram, Haziran 2016’da Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi kep atma töreni ile son buldu. Eğitim Fakültesi 1.sınıftayken Eğitim Bilimlerine Giriş dersime giren hocamın sözü kulağımda yankılanıyor. ‘Yeteneğini hayalleriyle birleştirip olmak istediği yere gelebilen, nadir insanlardansın.’ Haklıydı çünkü ben İngilizceyi seviyorum hiçbir şey olmazsam öğretmen olurum diyerek tercih etmedim. Ben öğretmen olacağım ama bu branş öyle bir branş olmalı ki her şeyi bilip, herkese ulaşabileyim diye tercih ettim. Her alana yeteneği ve ilgisi olan biri olarak Yabancı Dil seçtim ki mesleğim evrensel olsun. Yeteneğimi çok erken yaşlarda fark etmemin verdiği avantajla da öğrencilik yıllarım boyunca dersime giren girmeyen tüm öğretmenlerimi gözlemledim. Ben böyle öğretmen olmayacağım! Ben daha da iyi öğretmen olacağım diye tüm eksiklikleri not aldım. Ben aynen böyle bir öğretmen olacağım diye de tüm artıları yazdım.  Eğitim Fakültesinin ilk senesinde fark etsem de kabullenemedim ama mezun olduğum gün gerçeği gördüm ve kabullendim.  Meğer benim bir ütopyam varmış ve ben o ütopya da öğretmenlik yapacağımı düşlemişim. Öğrencilik hayatımda ne tam bir inek! öğrenci ne de tembel bir öğrenci oldum. Dersi dinlemem gerektiği yerde dinledim, eğlenmem gerektiği yerde eğlendim. Yaparak yaşayarak öğrenmenin ne olduğunu bilmeden, yaparak yaşayarak öğrenmişim. Öğrendiğim her yeni bilgi ile eğlenmeye de başlamışım. Yapılandırmacılık, yeniden kurmacılık ne bilmeden ben onları yapmaya başlamışım.Dersi sıkıcı anlatan öğretmenlerin yerinde kendimi hayal edip ben daha iyi anlatırım be deyip hayallere dalmışım.

Öğretmenlik, sadece öğrenmek değil öğrendiğini öğretebilmektir. Bu anlamda da eğitim fakültelerinin gerçekten baştan aşağıya değişmesi fikrindeyim. (Ama önce dört yıllık eğitimi bir yıldan daha az veren formasyon eğitimiyle öğretmen! Olunmasını engelleyerek.) Yıllardır tezler, yüksek lisanslar, doktoralar yapmış ve gerçekten de çok donanımlı olmasına rağmen Türk Eğitim Sistemini bir bütün olarak incelemeyen ve donanımlarını bana aktaramayan bir akademisyen ordusu da günümüz öğretmenlerin düştüğü durumun sorumlularıdır. Milli Eğitim bünyesinde görev almamış, alsa da sadece batıdaki okulları gözlemlemiş birçok birey eksik bilgileri ile yeni nesil öğretmenleri yetiştirmekte ve bu öğretmenler de birden Doğuda veya Batıda ücra bir okulda göreve başlayıp sudan çıkmış balığa dönmektedir. Okulda alınan birçok dersler anı kurtarmak, vize final geçmek için öğrenilip sonrasında sıfırlanmaktadır. Nitekim öğretmen bir arkadaşımın dediği gibi ‘İlk öğrencilerimiz deneme tahtalarımız olacak.’ Kulağa normal bir cümle gibi gelse de insan hayatından bahsettiğimiz düşünülünce beni derinden sarsan bir cümleydi. Bu anlamda Eğitim Fakültesi öğrencisiyken kabullenemediğim gerçek göreve başladığım sene yüzüme çok acı bir şekilde çarptı. Okulda aldığım ve uygulamam gereken birçok öğretim ilke ve yöntemlerini, Çocuklara Yabancı Dil öğretimindeki yöntemleri, Yabancı Dil öğretimindeki yaklaşımları sınıflarımda uygulamakta sıkıntı çektim. Staj yaptığım dönemde danışman öğretmenimin söylediği gibi ‘Cihangir’de bir kafede oturup kahveni yudumlarken yazdığın bir kitap, Doğu’da bir okulda ne kadar gerçekçi kalabilir?’ Batı’da iyi bir üniversitede doktora yapıp Eğitim Fakültesinde Prof. olsa bile Milli Eğitim sistemini, ücra köşelerdeki okulların ,velilerin ve öğrencilerin durumunu bilmeyen bir akademisyenin uygulanmasını istediği yöntemler ne kadar gerçekçi olabilir? Bu anlamda olmasını istediğim şey Eğitim Fakültesinde akademisyen olmak için en az 1-2 yıl MEB’e bağlı imkanları kısıtlı olan bir okulda görev yapmak şartı olmalıdır ve formasyon eğitimi tamamen kaldırılmalıdır. Okulda öğrendiklerimi uygulamakta sıkıntı çeken gerçekçi, idealist bir öğretmen olarak sesleniyorum. Fakülte de anlatılanlar çok hayali kalıyor.  İngilizce konuşarak ders anlatmaya çalışıyorum, denemelerden düşük alıyoruz! Türkçe konuşun sözlerine maruz kalıyorum. Derslerde Türkçe konuşuyorum. Bunca yıl İngilizce dersi veriyorsunuz ama Hala İngilizce konuşamıyoruz, sözlerine maruz kalıyorum. Oysa hayalim Tarih, Edebiyat, Coğrafya vb alanları İngilizce olarak anlatabilmek ve Dil sınıfı olarak eğlenirlerken ders işlemekti.  Öğrencilerimin bir ilgi alanı olsun ve ben de bunu İngilizce ifade etmelerini sağlayayım. Belki de bu yüzden tüm alanlara yoğun ilgim varken, İngiliz Dili Öğretmenliğini tercih ettim.

Sosyal Medyada Paylaşın:
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ